Konkordatonun tasdik edilmesiyle dosyanın en önemli aşamalarından biri tamamlanır; ancak borçların ödenmesi çoğu zaman sonraki aylara veya yıllara yayılır. Bu dönemde bir taksit yatırılmadığında, alacaklının ilk sorusu eski alacağının tamamını hemen isteyip isteyemeyeceğidir. Cevap, tasdik edilen projenin bağlayıcılığı ile o alacaklı yönünden feshi birbirinden ayırmayı gerektirir.

Önce hangi ödemenin, ne zaman yapılması gerektiği belirlenir

İİK m. 308/e, kendisine karşı proje uyarınca ifada bulunulmayan alacaklıya konkordatoyu kendisi yönünden feshettirme imkânı verir. İncelemenin başlangıç noktası bu nedenle ilk başvurudaki ön proje değil, mahkemenin tasdik ettiği son ödeme düzenidir. Alacaklı listesi, kabul edilen alacak tutarı, vade, indirim ve varsa faiz hükümleri birlikte okunmalıdır.

Konkordato kural olarak tasdik kararıyla bağlayıcı olur. Bununla birlikte İİK m. 308/c uyarınca projede bağlayıcılığın kararın kesinleşmesine bırakılması mümkündür. Ödeme başlangıcının tasdik tarihine mi, kesinleşmeye mi yoksa belirli bir takvim gününe mi bağlandığı, ödenmeyen taksidin gerçekten muaccel olup olmadığını etkiler. Her dosyada aynı başlangıç varsayımıyla işlem yapılmamalıdır.

Ödenmediği ileri sürülen tutar, banka hareketleriyle karşılaştırılmalıdır. Bir ödemenin hangi takside ait olduğu, eksik ödeme bulunup bulunmadığı ve alacaklının bildirdiği hesap bilgileri bu incelemeye dâhildir. Toplam alacağın yazılması yerine, vadesi gelen tutar ile yapılan ödemeyi tarih sırasıyla gösteren bir çizelge uyuşmazlığı somutlaştırır.

Borçlunun gelecekte ödeme güçlüğüne düşebileceğine ilişkin endişe ile bugün yerine getirilmemiş bir proje yükümlülüğü farklıdır. Başvuru, genel bir güvensizlik açıklamasına değil, alacaklıya karşı hangi ifanın eksik kaldığını gösteren belgelere dayanmalıdır. İhtar veya ek süre gerekip gerekmediği de projenin hükümleri ve somut ifa koşulları incelenmeden tek bir kalıpla cevaplanmamalıdır.

Kısmen fesih, başvuran alacaklı bakımından sonuç doğurur

Kanunun gösterdiği başvuru mercii konkordatoyu tasdik eden mahkemedir. Alacaklı, projenin kendisine karşı uygulanmadığını açıklayarak kendisi hakkında fesih ister. Ödemenin aksaması, bütün konkordatoyu kendiliğinden ortadan kaldıran bir olay olarak değerlendirilemez; m. 308/e’de öngörülen mahkeme başvurusu ile fesih kararı ayrı bir aşamadır.

Buradaki kısmen fesih ifadesi, yalnızca ödenmeyen taksit kadar fesih anlamına gelmez. Düzenlemenin odağı, konkordatonun başvuran alacaklı yönünden sona ermesidir. Bu nedenle bir alacaklının elde ettiği fesih kararından diğer alacaklıların da kendiliğinden yararlanacağı söylenemez. Her alacaklının konumu ve projenin ona karşı ifa edilip edilmediği ayrı incelenir.

İİK m. 308/e, alacaklının konkordato uyarınca kazandığı yeni hakları muhafaza edeceğini de belirtir. Bununla birlikte fesih sonrasında talep edilebilecek bakiye hesaplanırken önceki ödemeler göz ardı edilemez. Asıl alacak, ferileri, konkordato kapsamında yapılan tahsilatlar ve yeni hakların kapsamı ayrı kalemlerle ortaya konulmalıdır. Fesih, aynı tutarın iki kez tahsil edilmesine imkân vermez.

Fesih talebi ile tahsile yönelik işlem aynı hukuki işlevi taşımaz. Alacaklı hangi sonuca ihtiyaç duyduğunu açıkça belirlemeli; hükmün etkisini ve mevcut takiplerin durumunu incelemeden yalnız eski takip dosyasındaki tutar üzerinden hareket etmemelidir. Borçlu yönünden ise düzenli ödeme kaydı ve alacaklı bazında mutabakat, ifanın ispatında önem taşır.

Tamamen fesih ve kanun yolu ayrı başlıklardır

İİK m. 308/f, konkordatonun kötü niyetle sakatlanması hâlinde tamamen feshi düzenler. Bir taksidin ödenmemesi iddiasıyla kötü niyetle elde edilmiş bir konkordato iddiası aynı sebebe dayanmaz. Başvuruda bu iki yolun birbirine karıştırılması, ispat edilmesi gereken vakıaların ve istenen sonucun belirsizleşmesine yol açabilir. Kısmen fesih talebinin kabulü de tek başına bütün alacaklılar bakımından iflas kararı verildiği anlamına gelmez.

Kısmen fesih talebi üzerine verilen hükme karşı kanun yolu süresi ayrıca izlenmelidir. İİK m. 308/e’nin güncel ikinci fıkrasında istinaf süresi hükmün tebliğinden itibaren iki haftadır. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz süresi de tebliğden itibaren iki hafta olarak düzenlenmiştir. Eski metinlerdeki on günlük süreye dayanılmamalıdır.

7499 sayılı Kanun’un geçiş hükmü uyarınca bu süre değişiklikleri 1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanır. Daha eski kararlar değerlendirilirken o tarihteki düzenleme ayrıca kontrol edilmelidir. Süre takibinde fesih hükmünün tebliği ile ilk tasdik kararının ilanı birbirinin yerine kullanılamaz.

Ödeme aksadığında incelenecek belgeler

  • Tasdik edilen son proje ve alacaklıya uygulanacak ödeme planı
  • Bağlayıcılığın ve ilk taksit vadesinin nasıl belirlendiğini gösteren karar
  • Vadesi gelen borçları ve tahsilatları karşılaştıran hesap çizelgesi
  • Banka dekontları, hesap bildirimleri ve taraflar arasındaki yazışmalar
  • Fesih talebinin kapsamı ile varsa fesih hükmünün tebliğ tarihi